13 Ocak 2015 Salı

Bir Yarasanın Sevgisi

Yaz tatili dönüşünde, henüz okullar yeni açılmışken, daha tatilin etkisinden çıkamayan öğrencilerden biriydi. Esmer, kara kuru bir çocuktu. Çok fazla sosyal değildi; evden okula, okuldan eve giderdi. Arada arkadaşlarıyla buluşmak için dışarı çıksa da, bunu pek fazla yapmazdı.

Okula gitmek için uyandı. Daha doğrusu aslında hala tam uyanabilmiş değildi. Geceleri erken yatmaya alışamadığından, sabahın yedisinde uyanmak çok zor geliyordu. Yatağından kalktı, kahvaltısını yaptı. Yaptığı kahvaltı, her sabah yediği mısır gevreğinden ibaretti zaten. Dişlerini fırçaladı, mavi üniformasını giydi. Çantasını sırtladığı gibi çıktı evden, yarı uyuklar vaziyette. 

Kafasını öne eğip yürürdü her sabah. Yıllardır uykusunu alamamış gibi görünürdü. Durağa geldi, minibüs bekledi yine. Süreç, her sabah bu şekilde işlerdi. Rutini sevmezdi, fakat elinden gelen bir şey yoktu. Bu sürecin ona verdiği keyif, iklim koşullarıyla birlikte değişebiliyordu. Ağzı biraz pisti, yanından geçen arabalar üstüne su sıçrattığında, hiç yaşına başına aldırmadan yağlayıverirdi küfrü. Korkusuzdu, ancak temkinliydi. Kıvrak zekasını her zaman kendini korumak için kullanırdı. 

Okula geldi. Her sabah, okulun önünde asker gibi dizilirdi öğrenciler. O dizilen öğrenci sürüsünün arasında çok nadir bulunurdu. Çünkü neredeyse her sabah okula geç kalırdı. Pazartesi günleri yapılan törenler haricinde, onun okula erken geldiği pek görülmezdi. Erken geldiğinde ise arkadaşları şaşırırdı. Yaşıtlarından büyüklerle muhatap olmayı daha çok severdi. Bu yüzden her sabah okula girdiğinde, baştan öğretmenleriyle ayak üstü konuşurdu. Hal hatır sorup, yerine geçerdi. 

Okulun yöneticilerinden hazzetmezdi. Yönetilmeyi sevmezdi çünkü. Başına buyruk olmak her zaman daha çekici gelirdi ona. İlerleyen yaşlarında bunun ona ne kadar zararlı olabileceğini tahmin etmeden, bu şekilde yaşamaya alıştırmıştı kendini. 

Derse girdi. Yerine oturdu. Çantasını koydu sıranın üstüne ve kafasını çantaya gömdü. Her sabah, öğretmen derse girene kadar yapardı bunu. Bazen ilk derslerde uyurdu, belki de hayatındaki en tatlı uykusunun o olabileceğini bilmeden. 

Aslında her şey rutindi. Bir gün, sınıf öğretmeni geldi ve "Yarasa, senin ismini bir etkinliğe yazdırdım. Bundan sonra bu etkinlikte sen de varsın. Bilgisayar kullanmayı iyi biliyordun, bu yüzden yazdım seni. Kabul ediyor musun?" dedi. Kabul etti. Bu cümleyle aslında hayatındaki çok şeyin değişeceğini hiç bilmiyordu. Rutinden sıkılmıştı ve değişikliğin ona iyi geleceğini düşünerek kabul etti. 

Etkinlik, okulun çıkarttığı bir dergiden ibaretti. Baştan fikir ona çok basit geldi. İlk üç hafta hiçbir çalışmaya gitmedi. Etkinliği yöneten bir öğretmen vardı. Okulun en tatlı, en sakin öğretmenlerinden biriydi. Böyle bir öğretmeni sinirlendirmişti Yarasa, hiçbir toplantıya katılmayarak. Öğrencilerle haber yollamıştı öğretmen. Eğer önümüzdeki toplantıya katılmazsa, etkinlikten çıkarılacağımı söylemişti.

Yarasa, bu ihtara uydu ve toplantıya katıldı. İlk toplantı güzel geçti, tanıştılar, kaynaştılar. Bir sonraki toplantıya katıldı, sonra bir sonrakine, bir sonrakine, bir sonrakine daha... Böyle böyle koca bir yıl geçirdiler. Artık iyice kaynaşmışlardı. Yarasanın hızlı bilgisayar kullanıyor olması, öğretmenin çok hoşuna gitmişti. Dergi için öğrencilerin getirdiği tüm içerikleri, birlikte, sabırla dijital ortama aktardılar. Derslerden sonra, öğretmenler odasına çekilip, bazen öğleden sonraki gruplar dağılana kadar çalıştılar. Birlikte çok iyi bir ekip olmuşlardı. Dergiyi çıkartmak için çok büyük çaba sarf ettiler, ekip arkadaşlarıyla birlikte.

Aylarını bu dergiye verdikten sonra, büyük gün geldi ve derginin baskısı alındı. Herkes çok heyecanlıydı. Havalara uçarak baskıları ellerine aldılar. Öğretmenin mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Görülmeye değerdi.

Bu dergiyle birlikte, aslında Yarasa'nın hayatı değişmişti. Sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda bir ekip arkadaşı, bir dost, ikinci bir anne edinmişti kendine. Birlikte bu kadar vakit geçirdikten sonra, birbirlerini çok iyi anlar oldular. Ertesi yıl yeniden dergi çıkarttılar. Artık biraz daha uzmanlardı bu konuda ve  biraz daha kolay oldu işleri.

Okul bitti, Yarasa mezun oldu. Her şey birden değişti. Ama tek bir şey aynı kaldı, Ayşegül hoca. Okul bitti ve görüşmeye devam ettiler, hâlâ anne oğul gibi. Duyduğumuza göre, günümüzde de görüşüyorlar.

Okulun Yarasa'ya kazandırdığı en güzel şeydi, Ayşegül hoca.

"Bu hikayenin son bulmaması dileğiyle..." 

Ayşegül hocama sevgilerimle...