21 Ağustos 2014 Perşembe

Kedi

Gözlerimi açmaya çabaladığım anlarda odadan televizyon sesleri yükseliyordu. Bu televizyon sesi beni çok rahatsız etmişti. Televizyondan gelen her tiz ses dalgası, sanki beynimin içine isabet eden kurşun gibiydi. Yüzüm, gözüm, kollarım, bacaklarım... Çok canım yanıyordu.
Yattığım yerden doğruldum. Evde sağır yaşıyormuşçasına yüksek sesle televizyon izleyen ev arkadaşıma küfürler ederek salona girdim. Uğur, her sabah yüksek sesle televizyon izlemeyi adeta yaşam felsefesi olarak benimsemiş bir çocuktu. Onun bu huyundan ciddi anlamda rahatsız olsam da bir türlü vazgeçiremedim. Fakat bu sabah ilginçtir ki, Uğur salonda yoktu. Televizyonun karşısında oturan; Uğur'un, uzun ve gri tüylü, mavi gözlü, soğuk bakışlı, sevecenlikten yoksun, şişman ve bir o kadar da miskin kedisiydi. Uğur ile tanıştığımızda bu kedi henüz daha tüylenmemişti. Kedileri hiç sevmememe rağmen, bu kediyle aynı evde yaşamayı kabul etmiştim. Evde birkaç kez "Uğur" diye seslenmeme karşılık, bir geri bildirim alamadım. Televizyonu açık bırakıp fırına gittiğini düşündüm ve kanepeye uzandım. 
Patronun sıkıcı ve gereksiz toplantılarından birine katılmayacağım için işe 2 saat geç gidecektim. Bu bana ödül gibi gelmişti. Biraz televizyon karşısında uzandıktan sonra kalkıp pencereyi araladım. Havayı kontrol ettim. Bulutlu ve rüzgarlıydı. Odama geçip hazırlandım. Belli ki Uğur'un işi vardı, bir türlü gelemedi. Kahvaltı yapıp oradan da sahile inerim düşüncesiyle evden çıktım. Yaşadığımız ev sahile çok yakındı. Sağlıklı yaşam, huzur, dinginlik... Bu şehirde yaşayıp bu özelliklere sahip insanların samimiyetine bir türlü inanamadım. 
Apartmandan dışarı adımımı attığımda etrafta kimseyi göremedim. Yaşadığımız caddenin en boş hali, peş peşe giden üç ya da dört arabadan ibaretti. Böylesine işlek bir caddenin bu kadar boş olması beni şaşırttı. Börekçi Hüseyin amcaya doğru yola koyuldum. Fakat bir gariplik vardı. Çevrede hiç insan yoktu, tüm dükkanlar kapalıydı. Yıllardır haber izlemiyordum, "Acaba sokağa çıkma yasağı mı ilan edildi?" diye sordum kendi kendime. Sokakta görebildiklerim; park etmiş arabalar ve hemen her köşede bir kediydi. Rüzgarın şiddeti biraz fazlaydı, evdeyken anlayamamıştım. İnce giyinip çıkınca üşüdüğümü fark ettim. Eve dönmeye üşendiğim için yoluma devam ettim. Börekçi Hüseyin amcanın dükkanına ulaştım fakat dükkan kapalıydı. Yolda çok fazla kedi olduğunu fark ettim. Başka zaman yol boyunca en fazla bir kedi görebiliyordum, o da fark edersem. Kahvaltımı şirkette yaparım diye düşünerek sahile doğru yola koyuldum. Yol boyunca çok fazla kediye rastladım. Hatta iki, üç tanesi üzerime doğru hızlı hızlı geldi, son anda kaçtım. 
Sahile indiğimde karşılaştığım manzaraya inanamadım. Sahil yine her günkü gibi çok kalabalıktı, ama kalabalığın kahramanları insanlar değil, kedilerdi. Yaşadığım bölge kedi istilasına mı uğradı diye düşünmedim değil. Sahilde biraz yürümeye kalktım, kediler çok hızlı bir şekilde üstüme üstüme geliyordu. Hatta çoğu beni fark etmeyip bana çarpıyordu. Ayağıma basanlar, patileriyle bana vuranlar... Kedilere tekme atıp kendimi savunmak istedim, fakat gücüm hiçbirine yetmiyordu. Nasıl oldu da kediler bizden bu denli güçlü olmayı başardı?
Sahilde çok eski bir ağaç, o ağacın altında bir bank vardı. Banka oturdum, etrafı izledim. İzlerken sinirlerime hakim olamayıp kahkaha attım. Yaşadığım bir şaka mıydı, yoksa kabus mu? "Eğer gerçekse, bu nasıl olur?" düşüncesi bana kafayı yedirtecekti. Telefonumu çıkardım, Uğur'u aradım. Uğur telefonu açmıyordu. Kız arkadaşımı aradım, kız arkadaşım da telefonu açmadı. Dün gece neler olduğunu da hatırlamıyordum. Muhtemelen Uğur'un içmiş olduğu saçma sapan ilaçlardan içtim diye kendimi avutarak şirkete doğru yola koyuldum. İş yeri evime çok yakın olduğu için her gün yürüyerek gidip geliyordum. Yolda beş tane kedi önümü kesti, kaçmaya çalıştım, kaçamadım. Etrafımı sardılar. Kedileri küçüklüğümden beri sevemiyorum, bugün iyice nefret ettim. Kedilerin gözü dönmüştü. Hepsi birden kuyruklarını dikmiş, her an saldırıya hazırlardı. Soluma bakmamla birlikte, kedinin "Rrrrrrryav!" sesiyle üstüme atlaması bir oldu. Geri kalanı zifiri karanlık... 
Gözlerimi açmaya çabaladığım anlarda odadan televizyon sesleri yükseliyordu.  Bu televizyon sesi beni çok rahatsız etmişti...