28 Şubat 2013 Perşembe

Her Yerde Ben Varım

Rüzgarın bol olduğu bir gecede, yine sahildeydim. Kafamı kurcalayan şeyin ne olduğunu da bilmiyordum açıkçası. Yine bunalıma girmek üzereydim sanırım.
Sahilde yürürken biraz ileride bir kayık gördüm. Yanında da bir adam, kayıkla uğraşıyordu. "Kolay gelsin hemşerim." dedim. Ama umursamaz tavırlarıyla duymamazlıktan gelmişti. Belki de gerçekten duymuyordu. Ama benim amacım onunla konuşmak değil, kayığı ondan almaktı. Hızlı hızlı adımlarla yanına doğru yaklaştım. Ayak seslerimi duymasına rağmen hiç tepki vermiyordu. Yavaşça omzuna dokundum. Dokunmamla beraber yüzüme şiddetli bir yumruk yemem bir oldu. Canım çok yanmıştı. Hatta şoka girmiştim. Kendime geldiğimde adam ortalıkta yoktu. Bu gerizekalı durduk yere neden bana yumruk atmıştı ki? Üstelik kayık da kaybolmuştu ortalıktan. İyice kendime geldiğimde denizden gelen motor sesi duydum. Çok karanlık olduğu için hiçbir şey göremedim. O sinirle elime alabildiğim her taşı denize fırlattım. Birkaç şerefsizin deniz kenarında kırdığı bira şişelerinden birinin parçası saplanmıştı elime. Artık sinirlerim bozulmuş, psikolojim altüst olmuştu. "Senin babanın kulağının arkasını çırpayım götoğlanı!" diye saydırmaya başlamıştım kayıkla kaçan o ibneye. Hırslanarak etrafta kayık aramaya başladım. Bir yandan da elimdeki cam parçasını nasıl çıkaracağımı düşünüyordum. Parçayı çıkartmadığım halde fena kanıyordu. Gömleğimin bir parçasını yırttım ve elimdeki camı çıkarttım. Hemen kanayan yere sardım, fakat gözlerimden yaş gelmişti. Canım çok fena acıyordu. Canım acıdıkça, kayıkla kaçan o herife sövüyordum. "Ben ne yaptım da tüm bunlar benim başıma geliyor?" diye hayıflanırken balıkçının birine rastladım. Ona durumu anlattım ve kayığını bana ödünç vermesini istedim. "Deli misin be adam? Gecenin bu saatinde ne saçmalıyorsun? Var git evine." diyerek tersledi haklı olarak. Ama ben çok sinirliydim. Güzellikle istediğim kayığı zor kullanarak elde ettim. Tabi ki çalmak gibi bir amacım yoktu. Sadece bana durduk yere yumruk atan o dangalağı bulmak istiyordum. Hemen kayığa atlayarak karanlık denize açıldım. Etrafta ne bir ses vardı ne de başka bir şey. Üstelik çok ürkütücüydü. Uzun süre denizde dolaştım, fakat hiçbir şey göremedim. Zaten karanlıktı, boşu boşuna geziyordum. 
Aradan biraz zaman geçti ve ileride bir ışık gördüm. Bana doğru yaklaşan bir ışıktı. Işıkla birlikte ses de gelmeye başladı. İyice yaklaştıktan sonra bunun balıkçı teknesi olduğunu anladım. Seslendim ama takanın sesinden dolayı beni duymadılar. Taka ilerlerken onun ışığıyla aydınlattığı yerlere bakıyordum. Hayal meyal bir kayık gördüm. Yani öyle olmasını ümit ediyordum. Hemen yanına doğru hareket ettim.
"Ben geldim, anan yanımda." diye bağırdım onu sinirlendirmek için. Kayığın sesinden dolayı çoktan işkillenip motoru çalıştırmıştı zaten. Hiçbir şey görmeden peşinden yardırıyordum. Tamamen duyduğum ses doğrultusunda hareket ediyordum. Havanın rüzgarlı oluşu ve içinde bulunduğum psikolojik durum sebebiyle tir tir titriyordum. Bir yandan da şerefsize yetişmeye çalışıyordum. Onun izini kaybetmemeliydim. Git gide yakıtım azalıyordu, belki de kıyıya dönemeyecektim. Ama olsun, yine de ona yetişmeyi daha çok istiyordum. 
Tekleye tekleye motor stop etti. Yakıtım düşündüğümden de çabuk bitmişti. Her şeyi bırakıp sinirden saçlarımı yoldum, yumruğumu ısırdım. Ne yapacağımı kara kara düşünüyordum. Telefonumu çıkarttım, şebeke yoktu. Kabus gibi bir gece geçiriyordum. Maceraperest insanlar için ideal bir gece olsa da benim için fazla ağırdı. Artık o şerefsizi bulmak yerine kıyıya nasıl döneceğimi düşünüyordum. Artık kendimi kontrol edemiyor, zangır zangır titriyordum. Çaresiz bir şekilde düşünürken bir ses duydum. Kayık sesiydi. İyice yakınıma geldi ve yanımda durdu. "Sen misin ibne? Yeter, benden ne istiyorsun?" diye seslendim. Cevap vermedi, fakat gülüyordu. Sesi hiç de yabancı değildi. Hatta çok iyi bildiğim bir sesti. Merakım iyice artmıştı. Tanıdığım biri olabilir miydi? Kayıkta bir ışık belirdi. Muhtemelen bir el feneriydi ve gözümün içine tutuyordu. Etmediğim küfür kalmadı, ne biliyorsam saydırdım. Ama karşımdaki öyle geniş bir herifti ki, çıt çıkarmıyordu.
"Hadi gel, bununla çık kıyıya." dedi. Şoka girmiştim. Çünkü bu duyduğum ses kendi sesimdi. Buna adım gibi emindim. Kendi sesimi duymuştum. Feneri kayığa bırakırken ışık yüzüne doğru geldi. Evet evet, bu bendim. "Dur, bekle!" dememe kalmadan suya atladı. Kulaç sesleriyle beraber gittikçe uzaklaştı. Ben de elimin yardımıyla kayığımı diğer kayığa yaklaştırdım. İyice dip dibe geldikten sonra kayığa atladım ve motoru çalıştırdım. 
Kıyıya doğru ilerlerken olayların nasıl cereyan ettiğini anlamaya uğraşıyordum. Artık çıldırmak üzereydim, beynim durmuştu. Kıyıya iyice yaklaştığımda orada büyük bir kalabalık vardı. Yeterli mesafede olamadığım için yüzlerini seçemiyordum. Fakat iyice yaklaştıktan sonra hepsini gördüm. Bu kalabalıktaki insanların hepsi bendim.