16 Ağustos 2012 Perşembe

Eve Düşen Ben

   Benim için her zamanki gibi sıkıcı kış günlerden biriydi. Aslında benim için her gün sıkıcıydı ki. Kucağımda cipsimle televizyon izliyordum. Dışarıda şiddetli yağmur ve şimşek, saat 23 suları...

   Kendime "Yata yata büyüttün iyice usta" diyerek kanepeden kalkıp cam kenarına geçtim. Biraz yağmuru izlemek istemiştim sadece. Fakat ben karanlığı pek sevmem, çocukluktan kalan korkular işte... Etrafı izlerken sokakta  koşan bir adam fark ettim. Ama adamın bir amacı yokmuş gibi, sürekli aynı yerlerden geçiyordu. Bir nevi volta atıyordu. Fakat bu biraz daha farklı, bu adam koşuyordu. Bir süre adamı izledim, sonra dayanamadım aşağı indim. Etrafta kimse yoktu bu adamdan başka. Ne bir araba, ne bir insan... Sadece sokak lambaları, şimşek, yağmur ve bu deli gibi koşturan adam. Biraz irkildim haliyle. Sokak kapısını açtım, tam bu esnada adam benim kapımın ordan geçti. "Şşş hemşerim" diye seslendim, dönüp bakmadı. "Usta sana diyorum" dedim, arkasını döndü. Fakat belediyenin taktığı o gerzek ışıktan dolayı adamın yüzü karanlığa düştü, seçemedim. Yanına doğru gitmeye başladım. Ben gittikçe adam uzaklaşıyordu. "Hocam ne işin var bu yağmurda dışardasın?" dedim. Ama adam sanki dilini yutmuş gibiydi, cevap vermiyordu. Ben iyice yaklaştım ve birden kaçmaya başladı...
  
  O kaçtı, ben peşinden koştum. Ama ne kadar koşarsam koşayım adamı yakalayamıyordum. Sanki gölgem gibiydi. Ben hızlanıyordum, o da hızlanıyordu. Oturduğum semti kaç defa turladığımızı sayamadım. Sokakta kimse yoktu ikimizden başka. Sahi insanlar neredeydi ki? Dışarıda buz bile olsa yine de birkaç insan mevcut olurdu mutlaka. Fakat o gece kimse yoktu. 

  Ben adamı kovalamaktan yılmadım. "Niye kaçıyorsun be adam?!" dediğimde bile bana cevap vermedi. E haliyle merak uyandırdı tabi bende. "Ulan sıkıcı hayatından yakınıyodun, al sana heyecan" dedim kendime. Ama ben sıkıcı hayatımdan memnunmuşum arkadaş. Heyecan bana göre değilmiş. "Seninle mi uğraşıcam lan, ne bok yersen ye" diye bağırdım. Yağmurdan sırılsıklam olmuştum. Artık evime dönecektim. Aman Allahım!..

  Birdenbire mavi bir ışık (şimşek midir yıldırım mıdır ikisini bir türlü ayırt edemedim bunca yıllık hayatımda) kovaladığım adamın üstüne çaktı. Adam gözümün önünde duruyorken mistik bir şekilde kayboldu. Yazının başında da dediğim gibi, karanlıktan korkarım ben. Haliyle beni çok büyük bir korku sardı. Islaklık, soğuk ve korku üst üste gelince titremekten adım atamaz hale geldim. Bedenim ölü bedeninden farksızlaşmıştı, buz gibi. Hemen yere oturdum. "Hayal görüyosun oğlum, gerçek olamaz kendine gel!" dedim kendime. Ama ne yaparsam yapayım korkularıma engel olamıyordum. Etraftan yardım istemek aklıma geldi, fakat etrafta kimse yoktu. Zor da olsa eve geri dönmeyi düşündüm. Evet evet, bir an önce eve gitmeliydim. Sıcak bir duş, kalın kıyafetler ve sıcak yatak... Günü bitirmek istiyordum artık. Yaşadığım bir hayal olmalı diye düşündüm. Sokağın ortasında avazım çıktığı kadar kahkaha attım. Hatta o kadar çok güldüm ki yere düştüm. Sarhoş gibiydim. Ki zaten beynim allak bullak olmuştu. Nihayet apartmanın önüne geldim. Biraz biraz kendime geliyordum. Anahtarımı çıkartıp kapıyı açtım. Apartman biraz eski olduğundan dolayı asansörü yoktur. En üst katta oturduğum halde merdivenleri ikişer ikişer çıktım. Bir an önce günü bitirmeliydim artık. Dairemin kapısını açtım. Salona girdiğimde gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Gözlerimi kapadım, bir süre bekledim. Gözlerimi yeniden açtığımda hâlâ aynı şeyi görüyordum; kanepemde oturmuş cips yiyen ben...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder